Klasikleşmiş Seri Filmler

  1. Yüzüklerin Efendisi
Kaynak:amazon.com

“Üç yüzük, göğün altında yaşayan elf krallarına

Yedisi, taştan saraylarında cüce hükümdarlara

Dokuzu, ölümlü insanlara, ölecekler ne yazık

Bir yüzük, gölgeler içindeki Mordor diyarında

Kara tahtında oturan karanlıklar efendisine

Hepsine hükmedecek bir yüzük,

Hepsini o bulacak,

Hepsini bir araya getirip,

Karanlıkta birbirine bağlayacak,

Gölgeler içindeki Mordor diyarında…”

İzlemeyen olduğunu sanmıyoruz ama bahsetmesek olmazdı. Hala izlemeyenler varsa onlara şok içinde bakıyoruz ve kısaca(ama bizce kısaca şekilde)  konuyu anlatıyoruz. Yukarıdaki şiir biraz ipucu veriyor aslında.

Hikayemizin kötü karakteri Lord Sauron, yarattığı güç yüzüklerine hükmedecek tek bir yüzük yaratmıştır. Yüzüğe sahip olan kişinin elde ettiği büyük güç sebebiyle yüzüğün yok edilmesi gerekmektedir. İnsanlar ve elfler bir araya gelerek Sauron’a karşı mücadele verirler, savaş sonunda yüzük Isildur’a geçer ve yavaşça onu delirtir. Yolculuk sırasında nehre düşen yüzük unutularak savaşın yaraları sarılmaya çalışılır. Ta ki Bilbo Baggins tarafından saklanan yüzük efendisinin dikkatini çekene kadar. Sauron uyanmıştır ve yüzüğü çağırmaktadır. Şunu da söylemeden geçmeyelim yüzüğün kendi iradesi var ve onu taşıyan kişiyi manipüle etmekte diyarda üstüne yok. Efendisine dönmeye çalışan yüzüğü elinde bulunduran Frodo ve ona eşlik edenler yüzüğü yok etmek için ateşinde dövüldüğü Hüküm Dağı’na 3 serilik bir yolculuğa çıkacaklardır. Neden izlemelisiniz diye anlatmıyoruz, çünkü klasikleşmiş bir film ve baya kaliteli. İlk defa izleyenler film hakkında neler düşünüyor bizimle paylaşır mısınız?

2. Hobbit

Yüzüklerin efendisinden tanıdığımız bazı karakterleri tekrar göstererek nostalji yaşatan Hobbit filmi, Bilbo Baggins’ in gençliğinde yaşadığı maceraları anlatıyor. Yüzüklerin Efendisi’nde yüzeysel olarak bahsedilen hikayeler ve karakterler Hobbit filminde izleyiciye sunuluyor. Filmin konusu ise şöyle;

Bilbo Baggins Shire’da sakin bir hayat yaşayan hobbittir. Bir gün Gri Gandalf’ın onu ziyaret eder ve beraberinde getirdiği 13 cüceyi evinde misafir etmek zorunda kalan Bilbo’dan onlar için hırsızlık yapması istenir. Cücelerin evi olan Yalnız Dağ, ejderha Smaug tarafından yatak olarak kullanılmaktadır. Bilbo’nun yapması gereken içi ağzına kadar hazine dolu ve ejderhanın koruduğu dağdan Arken taşını almaktır. Gri Gandalf’ın yüreklendirmesiyle Bilbo Thorin Meşekalkan’a cüce dağını tekrar alması için çıktığı yolculukta eşlik eder (Sayısız olay yaşarlar, hepsini anlatmak isterdik ama kısa tutmamız gerekiyor ne yazık ki).. Cüceler ile birlikte çıktığı yolculukta 3 trole rastladıklarını(Yüzüklerin Efendisi’ndeki taşlaşmış 3 trolün, nasıl bu hale geldiğini görürüz), elflerle karşılaştıklarını, Bilbo’nun bir mağarada Sméagol’dan(onu daha çok kıymetlimiss olarak biliyoruz) bir yüzük çaldığını ve ejderhadan kaçtığını, bir savaşa katıldıklarını izliyoruz. Tabi ki yaşananların hepsi o kadar kolay değil koskoca 3 filmlik seriden bahsediyoruz.  Bilbo’nun yanında filmde yüzüklerin efendisinden tanındığımız Gimli’nin babası, Orman elflerinin prensi Legolas (Ki aslında kitapta yoktu filme de biz hayranlar için koyulduğunu düşünüyoruz), Rivendel Lordu Elrond ve Galadriel yer alıyor.

Filmdeki savaş sahnelerinin mükemmel olduğunu söylemeye gerek yok fakat biz yine de söyleyeceğiz MÜKEMMELLER. Her sahnesi güzel fakat bizim özellikle sevdiklerimizden bir tanesi 5 ordunun savaşı filminde elflerin cücelerin savaşına katılma sahnesiydi. Su gibi akıcı hareketleriyle elflerin zarafeti bu savaşa da yansımıştır. Elflerin cücelerin üstünden atlayıp düşmana saldırdığı sahne bizce ayrı bir başlığı hakkediyor. Filmin sunmuş olduğu görsellik takdiri hak etse de maalesef bir filme iyi demek için bunlar yetmiyor. Yüzüklerin efendisi gibi efsaneleşmiş bir film ile karşılaştırıldığında Hobbit çoğu hayrana göre sınıfta kalıyor. Fakat evreni özlemiş olanlar için Hobbit kalplerimize su serpecek bir film. Henüz izlememiş olanlar filmi açmaya giderken, Pippin rolüyle evrene neşe katan Billy Boyd’un Hobbit filmi için söylediği The Last Goodbye şarkısını buruk bir gülümsemeyle sizlere armağan ediyoruz.

3. Harry Potter

Çocukluğumda her hafta bıkmadan izlediğimiz kendi kendimize büyü denemeleri yapmamıza sebep olan kitap serisinden uyarlama bir film serisidir. Birlikte büyüdük diyebiliriz. Kısaca konusuna gelecek olur isek; karanlık Lord Voldemort’un anne ve babasını öldürdüğü geceden Harry Potter sağ çıkmıştır. Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’nun baş büyücüsü Albus Dumbledore tarafında muggle yani büyücülük özellikleri olmayan teyzesinin himayesine bırakılır. Evde hep dışlan, kötü davranılan ve merdiven altındaki küçük bir boşlukta yaşayan Harry, 11. yaş gününde onu Hogwarts’a davet eden bir mektup alır. Büyücülük dünyasına adım atmadığı halde orada oldukça ünlü olan Harry, okula giderken ileride en yakın arkadaşlar olacağı Hermonie ve Ron ile tanışır. Başarılı bir büyücü olacağı daha ilk senesinden anlaşılan Harry ve arkadaşlarını tehlikeli maceralar ve verecekleri savaşlar beklemektedir.

4. Fantastic Beasts

Harry Potter’ın yetişkin dünyasına hoşgeldiniz. Harry ve Voldemort döneminden çok çok daha öncesini anlatan bir dönem ile Harry Potter evreni daha genişliyor ve geçmişe dair daha çok şey öğreniyoruz. Film fantastik canavarlar hakkında yazan Newt Scamander’ın (Eddie Redmayne) Amerika’daki maceralarını ve büyücü komitesi ile olan ilişkisini anlatıyor. Newt, Amerika’ya yeni geldiği sıralarda kimin yaptığı belli olmayan büyülü saldırılar gerçekleşir. Ve herkes Newt’ün çantasından kaçan, haklarında çok şey bilmedikleri yaratıkları suçlar. Newt yaratıkların zararsız olduğunu kanıtlamaya çalışırken kendisini yaklaşmakta olan bir savaşın ortasında bulacaktır.

Filmde yeni büyüler ve farklı kuralların olduğu karanlık bir sihirli dünya izleyici karşısına çıkarılıyor. Harry Potter evrenine kıyasla daha fazla yaratık tanıyor ve yakından görüyoruz. Oyuncular oldukça başarılı, özellikle muggle olmasına rağmen filme ayrı bir hava katan Dan Fogler’ın canlandırdığı Jacob Kowalski karakterini biz ayrı sevdik. İzlemeye değer bir film olduğunu düşünüyoruz, umarız ki devam filminde bozduğu havasını yakalarlar.

5. Star Wars

Çok uzak bir geçmişte dırıııııığ….. Bilimkurgu filmlerinin hepsinin gelecekte geçmesine rağmen çok uzak bir geçmişte geçen Star Wars bizce farkını daha başlangıçta ortaya koyuyor. Filmleri çekim yılına göre izledik yani 4,5 ve 6. filmleri önce 1,2 ve 3. filmleri sonra; ama hikaye düzenli olsun isterseniz hikayenin akışına göre de izleyebilirsiniz. Her ne kadar efekt açısından 90’lı yıllarda çekilen filmler göze güzel gelse de bizce efsane olan filmler 70’li yıllardan çekilmiş olan filmlerdir. Haliyle Star Wars IV: A New Hope adlı filmle başlayan hikayeyi anlatacağız.

İç savaşın devam ettiği düzende İmparatorluk Ölüm Yıldızı adlı bir silah inşa etmiştir. İsyancı liderlerden Prenses Leia çaldığı silahın planlarıyla kaçarken, karanlık Lord Darth Vader tarafından yakalanmış, fakat yakalanmadan önce keşke dediklerini anlayabilseydik dediğimiz R2-D2 adlı droide küçük bir mesaj bırakarak planları ona vermiştir. C-3PO ve R2-D2, kahramanımız olacak olan Luke Skywalker’ın yaşadığı Tatooine gezegenine kaçmışlar ve şanslarına buldukları her şeyde “ben bunu satarım” potansiyeli gördükleri Jawa tacirlerinin ellerine geçmişlerdir.  Tacirlerden droidleri satın alan Luke R2-D2’yu kurcalarken Obi-Wan Kenobi’den yardım isteyen Prenses Leia’nın bıraktığı mesajı izler. Luke’un gezegeninde Ben Kenobi isimli birisinin yaşadığını ve belki Obi-Wan’ın o olabileceğini düşünür. Ben’i bulduğunda kendisinin Obi-Wan ve az sayıda kalmış Jedilardan biri olduğunu söyler. Luke daha öğrendiklerini anlamaya çalışırken Obi-Wan, Luke’un babasının gerçekte kendi öğrencisi Dart Vader tarafından öldürüldüğünü söylerek babasının ışın kılıcını ona verir. Daha sonra gücün yolunu izlemeye karar veren Luke, Prenses Leia’yı kurtarmak için yola çıkar.

İzleyenin kendisini efsanevi bir yolculuk içerisinde bulduğu Star Wars yaşamlarımıza tat katmış bir film desek doğru söylemiş oluruz. Star Wars evreni çok katmanlı, çok karmaşık görünse de hikayeyi kafanızda oturtmaya başladığınızda kendinizi evrenle ilgili daha çok şey öğrenmeye çalışırken bulabilirsiniz. Fazla sayıda ırk olması, hikayenin akışı ve tabi ki çekim yılına göre bizce hiç sırıtmayan efektleri derken kendinizi Star Wars dünyasına kapılmış olarak bulabilirsiniz aman dikkat.

İzleyenler yorumlara koştu bile, izlemeyenleri ise heyecanlı bir şekilde ilk izlenimlerini bizimle paylaşması için bekliyoruz.

Güç seninle olsun okuyucu!!!!

8. Karayip Korsanları

Yo ho ho ve bir şişe rom! Gemilerinizi koruyun korsanlar geliyor.

Yıllar önce yaptığı bir yolculukta buldukları küçük Will’in (Orlando Bloom) aztek altınını almanın bir korsan tarafından kaçırılmasına neden olacağını Elizabeth (Keira Knighly) tabi ki bilmiyordu. Ya da yıllar sonra yapılan bir korsan baskınında lanetli bir tayfa tarafından kaçırılacağını da tahmin etmemişti. Aşık olduğu Elizabeth’i kurtarmak isteyen Will’in yolu Kaptan Jack Sparrow’la (Johnny Depp) kesişir. Göründüğü ilk andan itibaren karakteriyle kalbimizi çalan Jack Sparrow sadece kendini düşünen bir korsandır. Will’ e yardım etmesinin sebebi ise kaptanlığından kovulduğu gemisi Siyah İnci’ye geri dönmektir.

Kitaplardan okuduğumuz deniz efsanelerinin hayat bulduğu Karayip Korsanları kurgusuyla çok akıcı bir film. Zaten Kaptan Jack Sparrow karakterinin filme ayrı bir tat kattığını ve onunla özdeşleşen Johnny Depp’i bilmeyenimiz kalmadı diye umuyoruz. Özellikle de ilk üç filmini keyif alarak izleyeceğinizden eminiz.

9. Mummy

Güneş, kum ve Mumya!! Bunun deniz olmasını bizde tercih ederdik ama bu filmimizde bolca Mumya var. Ve merak etmeyin Tom Cruise’un yapmaya çalıştığı filmden bahsetmiyoruz. 1999 yapımı olan kültleşmiş yapımı sizlere anlatacağız.

 Evelyn ve Jonathan Antik Mısırı farklı motivasyonlarla keşfetmek isteyen iki kardeştir. Jonathan daha çok bulduğu hazineleri çalmak ile ilgilenirken, Evelyn ise araştırma amaçlı keşif yapmak istemektedir. Ellerine geçen bir haritadaki yeri bulmak için rehber olarak tuttuğu Rick ile birlikte seyahat ederler. Tabi yüzyıllar önce firavunun gözdesiyle yasak aşk yaşayan İmhotep’in ,yapanların bile yapmaya çekindikleri, lanetle ölümsüzlüğe hapsedildiğinden bir haberlerdir. Seyahatleri sırasında büyük bir başarıyla mumyanın serbest kalmasını sağlayan grubumuz yaptıkları hatayı düzeltmek isterler. Bu sırada ise mumyamız sevdiği kadını geri getirmek için gözüne Evelyn’i kestirmiştir.

Bizce eğlenceli ve aksiyonu ayarında bir macera filmi. Serinin ilk iki filmini izlemden geçmeyin deriz.

10. Avatar

YİNE UZAYLI İSTİLASI!!! Tek fark bu sefer uzaylı olan biziz ve Pandora adında bir gezegeni işgal ediyoruz. Gezegende yaşayan doğa ile bütünleşmiş NA’Vİ ırkı ile yakınlaşabilmek(kaynakları sömürmek demenin nazik versiyonu) için askeri bir şirket, Avatar adında bir program yaratır. Bu program insan zihinlerini NA’Vİ bedenlerine aktarır. Programda yer alan ağabeyi ölünce yerine yarı felçli olan kardeşi Jake Sully (Sam Worthington) geçer. Jake, Avatar bedenindeyken tektar yürümenin-koşmanın neler hissettirdiğini hatırlar. Bir de yavaş yavaş aşık olmaya başladığı NA’Vİ halkının prensesi Neytiri (Zoe Saldana) ile vakit geçirdikçe onların halklarına yaptıklarının farkına varır ve insanlara karşı savaş vermeye karar verir.

Titanik, Terminatör ve Aliens gibi klasik filmlerin yönetmeni olan James Cameron yine harikalar yaratmış diyebiliriz. Sahneleri ile çokça konuşulan film, adeta görsel bir şölen sunuyor. Öyle ki Cameron filmin senelerdir aklında olduğunu fakat filmin çekilmesi için teknolojinin gelişmek zorunda olmasını beklediğini söylüyor. Oyuncuların başarısı yadsınamayacak kadar iyi özelikle Zoe Saldana. Bir kadına her renk bu kadar mı yakışır (evet Galaksinin Koruyucularından bahsediyoruz). Ayrıca Avengers filmi gelene kadar dünyanın en çok hasılat yapmış filminin Avatar olduğunu da hatırlatmak isteriz.

11. Transformers

UZAYLI İSTİLASI!! Robot uzaylılar yıllardan beri dünyamızda saklanmaktaymış meğer.

Sam okulda pek de popüler olmayan bir çocuktur. Araba almak isteyen Sam, almaya çalıştığı araba yerine sarı bir Camaro alır. Daha sonra aldığı arabanın Cybertron gezeninden gelen Autobotlar’dan olduğunu ve dünyalarını yok etmek isteyen Decepticon adlı kötü robotların dünyada olduğunu öğrenir. Böylece iki ırk arasındaki savaşın ortasında kalan Sam, Autobotlar’ın lideri Optimus Prime’la beraber dünyayı Decepticon’lara karşı korumaya çalışacaklardır.

 Son filmlerinde Terminatör’ün son çekilen filmleri gibi alakasız bir yol izleyerek kabak tadı verse de ilk iki -hadi ilk üç diyelim- filmi izlenebilir. Yine aksiyon sahneleri filmi birkaç adım öne taşıyarak keyifli bir deneyim yaşatıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s