Geleceğimizin böyle olması olası dediğimiz 9 film

  1. What Happened to Monday

Yakın bir gelecekte dünyanın nüfus artışının durdurulamaması sonucu kaynaklar tükenme noktasına gelmiştir. İnsan ırkının devamını sağlamak için ailelerin ikinci çocuklarının olması yasaklanmıştır. Fazla çocuk sahibi olunduğunda ise devlet çocukları bir tesise götürmekte ve onları kapsüllerin içine koyarak dondurduklarını söylemektedirler. Gelecekte kaynaklar çoğaldığında, dünya daha yaşanabilir olduğunda ise çocuklar ailelerine teslim edilecektir. En azından topluma yutturdukları gerçek budur. Terrence, kızı yediz kız bebek doğurduğunda bir karar vermek zorunda kalır ve bebekleri saklar. Haftanın her bir gününü bir kıza isim olarak verir ve kızlar sadece isimleri olan günde dışarı çıkabilmektedirler. Fakat bir gün Monday eve dönmez. Bir yandan kız kardeşlerinin izini sürmeye çalışan kardeşler bir yandan kendilerini insan avının içinde bulurlar.

Nefes kesici aksiyon sahnelerine sahip olan filmi izlerken biz yerimizde duramadık. Naomi Repace’in 7 farklı karakteri canlandırışını ise çok başarılı bulduk. Merak ettiyseniz ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. İzleyin ve yorumlarda buluşalım😉

2. Ghost in the Shell

Mangadan uyarlama olan film distopik bir gelecekte geçiyor. Zihinlerin sentetik bedenlere yerleştirilmeye çalışıldığı dönemde ilk başarılı olan ameliyat Mira Killian’dır (Scarlett Johanson). Mira bir kazadan kurtarılmış bedeni çok hasar gördüğü için beyni robotumsu bir bedene aktarılmıştır. Terörizmin farklı bir boyuta ulaştığı(bizim bildiğimiz her şeyi patlatalımdan çok insanların zihinlerine girelim anlayışı hakim) bir dönemde Binbaşı Mira’da 9.birim olarak adlandırılan siber terörizm ekibinin başında görev yapmaktadır. Mira katıldığı bir görevde yakaladıkları suçlunun zihnine girer ve zihni saldırıya uğrar. Farklı bir düşmanla karşı karşıya olduğunu düşünen Mira aslında ona yalan söylenildiğini öğrenmesiyle gerçeğin peşine düşmeye karar verir.

3. The Giver

Tadağğğğ yine distopik bir yapım ile karşınızdayız. Jeff Bridges, Meryl Streep, Alexander Skarsgard ve Katie Holmes gibi güçlü isimlerin oynadığı sinema filmi Lois Lowry’nin aynı adlı romanından uyarlanmıştır.

Nefret, öfke, acı, sevgi, heyecan kısaca duyguların ne demek olduğunu bilmediğiniz bir dünyada nasıl yaşardınız? Gelecekte geçen bu filmde bir felaket sonrası dünya düzeni değiştiriliyor ve yaratılan yeni düzende acı, keder, nefret, sevgi gibi duygular yok. The Giver adı verilen tek bir kişinin zihni hariç insanlığın geçmişine dair tüm anılar, tüm tarih insanlar tarafından silinmiş durumda. Giver ise geçmişteki olaylar tekrar yaşanmasın diye dünya tarihini, insanı insan yapan her şeyi öğrenip zihninde saklayan kişi oluyor. Siyah-beyaz başlayan filmde, toplumun kurallarına uyma odaklı bir görev bilinciyle hareket eden insanlar görüyoruz. Toplumda aynı olmanın vurgulandığı, farklılığın kabul edilmediği düzende insanların kim olmaları gerektiğini yine toplumu yönetenler belirliyor. Görevini bekleyen kahramanımız Jonas, sadece bir kişinin seçildiği Giver’ın asistanı olur. Bu siyah beyaz dünyada renkleri keşfetmeye başlayan Jonas, dünyanın iyisini de kötüsünü de görmüştür. İnsanlardan çok şey alındığını ve toplumda bir şeylerin değişmesi gerektiğini fark ettiğinde bunun için savaşacaktır.

Filmin konu ve atmosferi oldukça etkileyici akıyor. Özellikle siyah-beyaz başlayan filmde karakterin insanlığın ne demek olduğunu öğrenmeye başlamasıyla renklerin yavaş yavaş hayat bulması bizce çok güzel bir dokunuş olmuş. Çok çok başarılı bir distopik kurgu olmasa da izlemesi keyifli ve verdiği mesajın açık bir film olduğunu düşünüyor ve sizleri izlemeye davet ediyoruz.

4. Ready Player One

Oyun dünyasına girmeye hazır mısınız? Gözlüklerinizi takın ve bizimle gelin. Tüm zamanını The Oasis adlı oyun evreninde geçiren Wade ailesini küçük yaşta kaybetmiştir ve gerçek dünyanın yarattığı sıkıntılardan kaçmak için diğer tüm insanlar gibi The Oasis’i kullanmaktadır. Oyunun yaratıcısı olan Halliday oyunun içerisine üç anahtar saklamıştur. Onun ölümünden sonra bu anahtarları bulan kişi oyunun tüm kontrolünü ele geçirecek ve yaratıcısının bıraktığı her şeyin sahibi olacaktır. Uzun süredir kimsenin geçemediği bir parkuru geçerek anahtara sahip olan Wade oyunda iyi ilerlemektedir, fakat anahtarı bulmak isteyen sadece o değildir.  Bazı şirketler de anahtarın peşindedir ve Wade’in aksine onların imkanları daha fazladır.

Filmde Baudrillard’ın simülasyon teorisinin yansımalarını çok net bir biçimde görebiliyor ve günümüz dünyasının da yavaş yavaş o yöne sürüklendiğini fark edebiliyoruz. Filmin grafikleri yarattıkları sanal dünya oldukça başarılı olmuştur ki zaten Steven Spielberg’ün yönetmenliğini yaptığı filmden de beklediğimiz budur. Ayrıca The Oasis’in içine yerleştirilen ipuçlarından birinin The Shining’e yaptığı gönderme olması oldukça etkileyiciydi, yerimizde duramadık(Shining severler el kaldırsın lütfennn).  Bizce harika olmasının yanı sıra, vermiş olduğu mesajlarla da kaliteli bir yapım olduğunu da söyleyebiliriz.

5. SLEEPER

Woody Allen’ın ilk ve son bilimkurgu komedisi olan filmde, 1973 yılında dondurulan Miles Monroe’nun 200 yıl sonra 2173 yılında uyanmasıyla yaşanan olaylar anlatılmaktadır. Var olan diktatör rejimini devirmek isteyen direnişçi bir grup tarafından sistemde hiçbir izi olmayan Monroe, gizli bir devlet projesinin ne olduğunu öğrenmesi için uyandırılmıştır.

70’li yılların toplumsal sisteminin (2020 yılında durumunda daha da kötüleşmesi dışında pek bir şey değişmemiştir) eleştirisinin çokça gördüğümüz 2173 yılındaki toplum yapısı Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sından dokunuşlara sahiptir. Filmde nokta atışı yapılmış göndermeler, güldürü ögesinin ustaca kullanılmasıyla daha da vurucu bir hal alıyor. Bizce izlemeniz gereken filmlerden biri Sleeper. Konusunu ayrıntılı anlatmamakla birlikte filmi incelediğimiz yazımıza buradan ulaşabilir ve film hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.

6. Fahreneit 451

Ray Bradbury’in aynı isimli ünlü kitabı 1966 yılında beyazperdeye aktarılmıştır. 2018 yılında kitap tekrar filmleştirilmiştir fakat biz ilk filmini ele alacağız. Film, kitap okumanın suç teşkil ettiği bir dönemde geçmektedir. Çünkü devlet bilginin insanları düşünmeye iteceğine ve bunun da mutsuzluğa yol açacağını iddia etmektedir. Ve burada herkes de mutludur. Entelektüel düşünmenin kaybolmaya başladığı bu dünyada insanlar yüzeysel olmaya itilmekte ve televizyon ekranları tarafından uyuşturulmaktadırlar. İtfaiyecilerin ise görev tanımı kitapları yakmak olarak değiştirilmiştir. Ana karakterimiz Montag ise itfaiyede çalışmaktadır. Bir gün gelen ihbar üzerine, kitap sakladığı söylenilen bir kadının evine giderler. Kadın kitaplarını bırakmayı reddeder ve kitaplarıyla beraber yanmaya terk edilir. Olaydan etkilenmesi üzerine öğretmen olan komşusu Clarisse ile tanışması ve görevleri sırasında yanmaktan kurtardığı kitapları okumaya başlaması Montag’in bazı şeyleri sorgulamasına yol açar. Daha sonra karısının ihbarı üzerine otoritelerden kaçmaya başlayan Montag, Clarisse’nin bahsettiği kitapları ezberleyerek zihinlerinde saklayan bir grubu aramak üzere yola koyulur.

Yine sinemada dikkat çekmek için harcanılan bir kitap uyarlamasıyla karşı karşıyayız diyerek film hakkındaki görüşlerimizi özetlemiş oluyoruz. Kitaptan bağımsız olarak düşündüğümüzde yılına göre iyi sayılabilecek bir film. Fakat yönetmenin kitabı istediği gibi değiştirmesi gözden kaçmamakta. Romanda az yeri olan ve komşunun çocuğu olan Clarisse’in yetişkin bir kadın olarak resmedilerek Montag ile arasında bir aşk hikayesi yaratılmaya çalışılması bizce gereksiz bir ayrıntıydı. Bunları görmezden gelirsek izlemesi zevkli bir film diyebiliriz.

7. Minority Report

Philip K. Dick’ in aynı adlı öyküsünden uyarlanan bir bilim kurgu aksiyon filmidir. Yönetmenliğini Steven Spielberg’ün yaptığı distopik film, bizce alanındaki en başarılı yapımlardandır.

2054 yılında geçen bu filmde teknoloji ile psişik güçlere sahip kahinlerin gücü birleştirilip suç oranı neredeyse sıfıra indirilmiştir. Precog denen bu kahinler suçu daha işlenmeden görmektedirler. Suçlanan kişi suçu işlemeden önce yakalanmakta ve belki de böyle bir şeyi yapacağını bile bilmemektedir. Dedektif John Anderton (Tom Cruise) başında olduğu bu birimin kusursuz işlediğine inanmaktadır. Ta ki oklar onu gösterip kahinler hiç tanımadığı bir adamı öldüreceğini söyleyene kadar. İşler birden tersine dönerken John geleceğini düzeltmek için geçmişe gitmelidir. Yaşanacak olayları önlemek için zamanla ve tüm polis teşkilatı ile yarışan John’un sistemin aslında düşündüğü kadar işe yaramadığını ve altında yatan gerçekleri keşfedecektir.

Çekim yılına göre müthiş görsel efektleri olan aksiyon dozunun oldukça iyi ayarlandığı film aynı zamanda insanı düşünmeye itiyor. Etik açıdan da tartışılan bir konu olan milyonların iyiliği için bir kişi feda edilebilir mi, edilmeli mi? sorusunu akıllara getiriyor. İşlemediği bir cinayet tarafından suçlanması ve bunu değiştirmeye çalışması ise insan kaderini değiştirebilir mi, yoksa kaderlerimiz belirlenmiş midir sorusu üzerine kafa yormamızı sağlıyor. Biz filmden oldukça keyif aldık, sizlere de iyi seyirler dileriz. 😊

8. Snowpiercer

Küresel ısınmanın sonunda gerçek bir sorun olduğunu kabul eden devletler ortak bir karar sonucu yapay bir soğutucu olan CW7 gazı atmosfere atılmıştır. İstenilen şekilde sonuçlanmayan deney, sıcaklığı beklenenden fazla düşürerek dünyayı dondurmuş ve tüm yaşamı yok etmiştir. Kıyamet sonrası bir dünyada yaşayan son insanlar, dünyanın çevresinde hızla dönmekte olan bir trenin içerisinde kalarak hayatta kalmanın bir yolunu bulmuşlardır(son dediğimize de bakmayın yüzlerce insan vardır o trende). Trenin kendisi bir ekosisteme sahiptir. Yiyecekler, enerji, her şey trende üretilmektedir. Ekosistemin yanı sıra oldukça belirgin sınıfsal bir sistemin oluşturulduğu trende, en fakir kesim trenin en arka kısmında sefalet içinde yaşamaktadır. Vagonlar arasında ilerledikçe elit kesimi bolluk içinde yaşarken görürüz. Dünyada var olan sınıfsal hiyerarşinin aynen korunduğu trende, daha önce başarısız isyanlara şahit olmuş Curtis ise lokomotifi ele geçirdiğinde bu sistemi kıracağını düşünmektedir. Filmde Curtis ve arkadaşlarının vagonlar arasında ilerlerken yaşadığı mücadeleye şahit oluyoruz.

Güçlü bir oyuncu kadrosuna sahip olan filmde oyuncuları asla tanıyamıyorsunuz kim derdi ki Tilda Swinton’ın sinirimizi hoplatan bir karakter olabileceğini ya da o karakterin Tilda Swinton tarafından canlandırıldığını. Bizce işlediği konu olsun aksiyon ve gerilimin tırmanarak artması olsun Snowpiercer olası geleceğimize dair bir perspektif getiren güzel bir film.

9. Alita : Savaş Meleği

Yapımcılığını James Cameron’ın ve yönetmenliğini  Robert Rodriguez’in üstlendiği Alita:Savaş meleği manga serisinden uyarlanmış bir filmdir. Dünyada yaşanan felaketin ardından Zalem şehrinde yeni bir yaşam kurulmuştur. Sınıf farkının oldukça belirgin olduğu bu dünyada, gökyüzünde yüzen bir ada şeklinde zenginlerin refah içinde yaşadığı yer olan Iron City vardır. Cyber insanların yaygınlaştığı bu gelecekte Dr. İdo, Iron City’den gelen parçaların olduğu hurdalıkta beyni zarar görmemiş bir Cyborg olan Alita’ya (Rose Salazar) bulur. Ona bir beden verir ve tekrar canlandırır. Alita geçmişine dair bir şey hatırlamıyordur, Ido da hatırlamasını istemez zaten ve geçmişini öğrenmemesi için bir takım kısıtlamalar getirir. Getirilen kısıtlamalara uymayan Alita, gerçek kimliğinden ona miras kalan dövüş tekniklerine sahip olduğunu fark eder. Sıradan bir cyborg bedenine sahip olmasına rağmen çok güçlü rakipleri yenmekte hiç zorlanmaz. Yeni edindiği arkadaşı Hugo (Keean Johnson) ile birlikte kim olabileceğine dair ipuçları ararlar. Bu sırada şehri yönetenler Alita’yı ve güçlerini fark edip onun peşine düşerler.

Cameron, yönetmenliğini üstlenseydi eminiz ki ortaya daha farklı bir evren çıkabilirdi ama maalesef çıkmadı. Konusu klasik olmasına rağmen bu filmin sıyrıldığı yer muhteşem grafikleri ve aksiyon sahneleri, onun dışında çokta bir olayı yok zaten. Fakat yine izlemesi keyifli bir film olmuş.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s